Parçalı bulutlu
Sırt dönmüşsün hayallerine,
Yüzünde gece,aynı mı gülüşün?
Düşten kalma kelebek ömrü
bi’şey yaşamıştık,
ne sevişti bu ne dövüş,
Şimdi biri yaralı kaldı,
biri öldü.
Mutluluk kimindi?
babam
Sus pus olmuş yüzün
sarmışlar seni
anlamadım.
Özlemin yokluğun
sessizliğin, tarifsiz
sensizliğin.
Kokunda umudu bırakmıştım
iyi ki doğmuştun
babamdın
gözümden aktın.
yağmur
Benim,
söndürmek için
kapı pencere sokak
dolaşıp
gökyüzüne açan
bağrını,
anladım ki
yağmur ıslatmıyor
iç yanıklarını.
eskici
Neyi sevsek
üstümüze yeni diye
hep eskinin
kokusu sinmiş.
Bu yüzden
çerçevesine
delikler sıkıştırılmış
yamalı bir ruhtur
benim’kisi,
aşk tutmaz.
Düş toplayan
bi’eskiciyim şimdiler de
gidenler
eskitmişler
hissetmeyi bize.
Yalan
kayıtlarda
sende duran aşkın
ne kadar savunsan az,
ve bulut sanar
iç kabartılarını
uzanan
bir içten bir hiçe.
Ellerle söylüyorlar yolunu
yoğruluyorsun,
yoruluyorsun,
kalabalıklardan dönmüş başın
hiçliklere bulanmış
yalnızsın,
yanlış olduğun kadar.
Ne kadar çoksan
o kadar yok içinde ki,
ve yakınman
durumundan şimdi
çoçuğun
gökyüzüne kaçırdığı
balon hüznü
yüzünde ki.
İstememiştim aslında
Biz ne bilirdik eften püften nem kapmayı,
en büyük acımızı
evde süt bittiğinde yaşamıştık.
Yürek burkulması
kaybettiğimiz gazoz kapaklarıydı.
Hüzün;
annenin oyunun orta yerinde çağırmasıydı.
Ağlamayı
dizimiz kanadığında,
mutluluğu,
bayramda alınan yeni ayakkabılarımızda bulmuştuk.
Hayallerimiz de
ya bulutlardaydık,
ya da en sevdiğimiz oyuncakta.
Sonra büyümek istedik
renklerimizi beğenmedik.
Acıyı;
aşkla sarmalayıp
kollarımıza bıraktılar,
yürek burkulmasını
boynu bükük gidenlerin ardından bakarken
yaşadık.
Hüznü bir mevsim gibi
yerleştirdiler ömrümüze
her yaprak dökülmesinde
döküldük bizde.
Her geldiklerinde mutlu olmayı
öğrettiler,
gittiklerinde de ağlamayı.
Hayallerimiz de büyüdü bizimle,
nasıl kırıldığını da gösterdiler
bulutların yalan olduğunu da.
Yoksa biz ne bilirdik eften püften nem kapmayı
rakının dibine vurmayı,
büyümek istemiştik,
ölümün yaklaştığını çok sonra
farkettik.
Tadında tuzum
Herkes gider,
sende gidersin
Dökmem ardından
gözyaşı
hem hangi su
geri getirmede
marifet sağlamış gidenleri?
Ya da ekmek kırıntıları
atsak yollarına
olmadıktan sonra
içte yangınları
hangisi yol gösterir
kaybolmuşluklarına?
Herkes gider,
sende gidersin.
Mavileri siyah ederiz
sabahları gece,
bilmez misin
gidince arda kalan
kül hece.
Ya da umutları yok ederiz
hem olmadıktan sonra
bulutlarda gözü
beklemek niye?
Herkes gider,
sende gidersin.
Ne varsa yaşanan
koyup avucuna
bakmadan ardına
gidersin
bilmez misin?
”hem gidenedir bu şiir
hem gelecek olana
O da biraz oyalanıp
gider nasılsa”
diyen şair, haklıdır
enine boyuna.
Herkes gider
küçüğüm,
hep giderler,öyle sanılır.
sende gidersin.
Tadında tuzum
koynunda
mavilerim olsun
öyle hatırla beni,
bilesin,
severim seni.
Su
Kaybedişlerimde
susuyorum
su oluyorsun,
yüzüme vuruyorum
içime bilmem
kaç yüzün işlemiş,
yakıyor.
Düşen
bi saç teli
sana ne anlatır
bilmiyorum,
bana
seni anlatıyor.
Sen gidiyorsun
tutamıyorum,
susuyorum,
ve sonu yok
bi’hikaye yazılıyor
saçlarımda ki
susuş üzerine
Rüzgar
Gidenlerin açık bıraktığı kapılardandır rüzgarı sol yanımdan hissetmem ve ben ne zaman üşütsem hep kalbim akar.
hoşgeldin
Kadın;
dünyama gelişini sorgulamadım,
bıraktım öylece sana kendimi,
ama desem ki
hangi yöne baksam sen
ve sadece aşk sanmışım
ömrümden gelip geçenleri.
Belki de sana gelmek içindi,
atlattığım tüm medeni sevişmeler.
Ben ufak bir umut
açtım sana mavilerimi,
hangisini istersen sar bedenine,
bir bulut kadar
savunmasızım ellerinde.
aşk gider
Benden
çok zaman önce,
bir melodiyle geldi
aşk,
giderken, arkasından
sanrılar döktüm.
O elleri cebinde
ıslık çaldı,
ben zamandan
düştüm.
masal
içinde düş saklı adamların uğrak yeri,
yaşanmış hikayelerin miş’li zamanlarını anlatan
yaşlı bi’kadın
bir varmış bir yokmuş’la başlayan her söze.
Adam
kaldırımlarını dizmiş yüreğine,
her kuytu köşesi ile ezberinde şehir
her anı ile içinde.
nasıl olmasın?
hayatı duruyor, işte tam orada.
Kadın
hayallerini oturtmuş şehrin tepelerine,
bulutlar ne kadar yakınsa, hayalleri o kadar gerçek.
Güneşini de sevmiş, huzurunu da
nasıl sevmesin?
hayatı duruyor işte tam orada.
Üç elma düşmeden, üçü de düşmüş gözden;
Şehir, adam, kadın.
Şehir solmuş, düşünü yitirmiş.
Adam kaldırımlarını
söküp atmış yüreğinin, ezberini bozmuş.
Kadın değiştirmiş yollarını
hayallerinin, Bulutlarını silmiş.
Sonra bi’resim kalmış geridebir Çöpadam,
iki kahve fincanıyla oturmuş
sohbette.
Fallarda hep çıkanın aksine
hayalleri elinde
umutları buruşuk kağıtlarda
bavulunda,
şöyle diyor birisi;
”Bavulları hiç sevmiyorum efenim, hep gitmeyi hatırlatıyorlar”
Çok yaşadım, çok gördüm, çok öldüm,
yaşadıklarım hikayeden ibaret,
ölmelerim ise ayak altı, paspas.
En son ölmem de daha çok gömdüler beni,
daha çok gördüm.
En çok geceyi sevdim bu yüzden,
sadece sözler vardı,
ister inan ister inanma.
Sonra yüzler gördüm
aynı bedende birden fazla,
nasılda herkese aynı aşkla.
Üç günde yüzyıllık olan aşklar gördüm,
yanı başımda durdular,
içleri aktı içlerine
çoğu inandı,
ben güldüm.
içinde yaşayan ben.
soluklara boya kalemlerinden hediye.